Pazartesi, Ağustos 31, 2015

ESKİ SANDALYE / OLD WOODEN CHAIR PAINTING / NEW LOOK












Yürüyüş yaparken, güvenlik kulübesinin önünde gördüm. Dışarıya koymuşlar, muhtemelen, "içerisi için çok eski, dışarıda  dursun, gelen geçen otursun" diye kenara bırakmışlar.
Gördüğüm anda şimşekler çaktı, kalp atışlarım zaten hızlıydı, daha da hızlandı. 
Sonra ki günlerde, sırf orada duruyor mu, birisi aldı mı acaba merakı ile gezindim durdum çevresinde. Her gördüğümde, dokunmak istedim, birisi, almasın diye dua ettim.
En sonunda, cesaretimi toplayıp, gidip istedim. Güvenlik görevlisi, şaşırdı, "ne yapacaksınız, ayakta zor duruyor bu" dedi. Kısa bir "eskisever" izahı yaptım. Balkon sandalyelerimden birini de , minderi ile getirip bıraktım onlara.
Sırtlayıp getirdim sonra eve.
İnstagrama koyduğumda, arkadaşlardan çok güzel renk önerileri geldi. Benim aklımda hiç olmayan renk beyazdı:) 
Hem evde beyaz olarak neyim vardı ki! bir kutu beyaz boya dışında.
Sebi, Pembe yastık "gri" dedi. Zaten gri'de, diğer renkler gibi bu sandalyeye çok yakışıcak bir renkti.
Hafta sonunu bekleyip hemen bauhausa gittik. "Hemel gri" kalmamış ama iyi ki de kalmamış çünkü Polisan'ın "karayel" grisi ile tanıştım, muhteşem bir ton. (Polisan Matrix ahşap-parlak-karayel)
Evin her yerini boyayabilirim bu renkle ama öncelikle şu sandalyeyi halledelim dedim.
Mete, sağına soluna bir iki sağlamlaştırıcı küçük metal tutuculardan taktı. Ayrılmış bir katı vardı, onu ahşap tutkalı ile yapıştırdı.
Tek kat, zımparaya bile gerek kalmadan sürdüm boyayı. Dokusu kaybolmasın, izleri yok olmasın diye tek kat ideal.
Boyanın tek kötü tarafı solventli olması. Zor kuruyor ve koku yapıyor. Ama bir gece dışarıda bekleyince koku kalmadı, hava da sıcak olunca çabucak kurudu.
İnanın, kuruduktan sonra nereye koyacağımı bilemedim. O kadar güzel ki! Gözlerimi alamıyorum.
Kimbilir kaç senelik, kim bilir ne hayatlar geçti üzerinde.
Şimdi bizimle, 
ve hep kalsın, 
gitmesin bir yerlere.






Çarşamba, Ağustos 26, 2015

Evimin En Renklisi













Evime giren en renkli şeyler genelde çiçekler. Onun dışında elim pek renklere gitmiyor, yumuşak tonlar dışında.
Çiçeğin her rengi buyursun gelsin, baş köşeme kurulsun. Ama kırmızı bir koltuk, turuncu bir yastık, sarı bir halı...
Dursun, uzaktan bakayım, seveni alkışlayayım ama ben almayayım.
Çiçekler öyle değil ama. 
Sınırsız renk kredisi var bende. Mor da, sarı da, pembe de, mavi de her renk, her ton kalbimin kapılarında sıra beklemeden içeri girebilir oysa.
Bu ahşap laleleri, Mete Amsterdam'dan getirmişti. Soğanıda vardı bir torba. Ektim onları geçenlerde. Bakalım bahar da merhaba diyecekler mi bana?
Bu aralar evimin en renklileri onlar.
Ahşap lalelerim.
Varsın gerçek olmasınlar. Ben en derinden alıyorum kokularını nasılsa. 




Pazartesi, Ağustos 24, 2015

Beyazın Büyüsü















Çok teşekkür ederek başlayayım yazmaya da, sonra arada kaynamasın. 
Bir önceki, mutfak yayınında, mesaj bırakan, yorum yazan herkese tek tek teşekkür ederim.
Havaların bunaltıcı etkisi, güzel ülkemin akıl tutulması yaşayan siyasetçileri, her güne şehit haberleri ile ağlamaklı başlayan bizler, ağlayan analar, yürek yakan genç vatan evlatları, karman-çorman bir  eğitim sisteminin içinde kalan çocuklar!
Feleğimiz şaştı.
Düzelecek, umut hep var.
Beyaz bembeyaz bir sayfa açacağız dilerim hep birlikte. 
Beyazın büyüsü, evlerimizden, siyasete, kalplere, bütün hayatımıza akacak inşallah.
Temiz-pak bir gelecek için birlik olmak, kenetlenmek ve Atatürk'ün yolundan çıkmadan, aydınlığa koşar adım gitmemiz gerek.
Başka yolu yok.
Bayağı bir zaman kaybettik zira.
Bu, haftayı beyazlarla ben açayım, siz devam ettirin.


































Pazartesi, Ağustos 17, 2015

Mutfak dolaplarını yeniledik / Kitchen cabinet-makeover














Alt kısımlarını geçen sene beyaza boyamıştım da, üstlere bir türlü sıra gelmemişti. Hepside birden olmuyor zaten.  
Üst kapaklar, koyu, venge rengi ve sunta kaplamaydı. 2006 da evi aldığımızda, çok masrafımız olmuştu, içimize sinmeye sinmeye, gidip hazır mutfak aldık ve ucuzuna kaçtık tabi.
Geçen hafta Mete ile ne yapsak, nasıl olsa diye konuşurken, kendimizi bauhaus'un ahşap reyonunda bulduk.
Ölçüleri almıştık, her birini masif çamdan ölçülere göre kestirdik, her kapak için ikişer tane de beyaz menteşe, kapakların kapanmasına yardımcı birer tane de çıtçıt.
Hemel polar white ahşap boyası, rulo fırça, aralar içinde minik fırça.
İkea'nın krom kaplama tokmak kulplarını da zaten çok severim. Hadi onlarıda alalım derken, evde hummalı bir çalışma başlamıştı bile.
Biraz değil, epey yorulduk bu sefer.
O eski sunta kapaklar nasıl ağırmış. Çıkarırken zorlandık bayağı.
Biliyorsunuz ahşap yapmıyorlar hazır mutfaklarda. Sunta denen malzemeyi kullanıyorlar genelde ve bu da sıkıştırılmış talaş aslında. Ahşap görüntüsü versin diye üzerinide kaplıyorlar.  Al sana hak etmediği kadar pahalı ve hantal mutfak dolapları. Lakeler farklı, onlarıda ben sevemedim, çok parlak buluyorum mutfak için.
Sonuç olarak, bu yöntem çok daha ekonomik ve sağlıklı oldu.
Yapılacak bir sürü iş var daha evde. Banyo dolabı ve Alp'e bir gardrop yapacağız ama tatiller bitti, okullar açılıyor.
Araya bir yere sıkıştıracağız bakalım.
İş haricinde bir şeylerle uğraşmak, meşgul olmak, üretmek gerek.
Bütün bunlar, ruha çok iyi geldiği gibi, ortaya bir sürü güzel şeyler de çıkıyor.
Üretin, çalışın, değiştirin, meşgul olun bir şeylerle olur mu?
Çok değerli zamanı, TV karşısında, İnstagram'da, sosyal medyada, ona-buna laf yetiştirerek geçirmek, o ne yapmış, bu ne demiş diye harcamak kadar insanın kendine yaptığı bir kötülük yok.
ha bir de ilginizi çekerse "Yogi Kazım" ı okuyun! Fügen Yıldırım yazmış. 95 yaşında olmasına rağmen, beyin gücü ile insanın vücudunu nasıl yönetebileceğini, nasıl sağlıklı ve dinç kalınabileceğini, Yogi Kazım'ın yaşam öyküsü üzerinden anlatmış.
İlginç olduğu kadar şaşırtıcı, ders alınacak bir hayat hikayesi.














Cuma, Ağustos 07, 2015

Her şey Sevgi ile











Hep "kalbe dokun" diyorum Alp'e.
Birisi için bir şey yapacaksan, yürekten, tebessüm ederek, içinden gelerek yap.
Zoraki ise, sakın! sakın! dokunma bile.
Hele seni mutsuz edecekse,
aman aman, uzak dur!
Rahmetli Babacığım derdi ki, "çay bile verirken birine tebessüm et, asık suratla getirdin mi o çay keyif değil, zehir gelir içene."
Ben kendim de tecrübe ettim mesela, olmak istemediğim bir ortamda, istemediğim birileri varsa etrafımda,  yaptığım pilav mutlaka lapa olur, kek kabarmaz, tencerenin dibi tutar.
Elimde ne varsa o gün mutfakta düşer, kırılır. Bir sakarlık, bir ahmaklık gelir yapışır üzerime.
İstemediğim için, zoraki olduğu için ters gider herşeyim.
Onu diyeceğim, 
söz konusu, ortanca kurutmak bile olsa, sevgiyle yaklaşmadıkça, çok ışığı sevmediğini bile bile, gidip güneşin altına yatırınca,
ku- ru- maz!
Hani bazı zaman bana da olur, niye hep aynı kurumuyor bunlar derim, renkleri uçtu gitti derim.
Kimbilir, o gün kalbine dokunmadığım içindir belki de!
Ona kıymetli olduğunu hissettirmediğiniz sürece, 
ne renk verir, ne de güzellik evinize!
















Çarşamba, Ağustos 05, 2015

Biri açılmış, biri boyanmış, biri de pişirilmiş!














Önce açılandan başlayayım; Öyle tahmin ediyorum ki, dekorasyon severleri en çok ilgilendirecek haberlerden biri, İstanbul-Kadıköy'deki Tepe Natilius AVM içinde, "Contesse" adında bir mağaza açılmış. Esse'nin hemen yanı ve sanırım Esse açmış.
Cath Kidston severler, Green Gate'ciler akın edecek gibi duruyor, şimdiden ürünler kapış kapış satılmış.
Ben açılış günü oradaydım tesadüfen. Öyle çiçekli-böcekli tabak-çanak sevmediğimden biraz serin ve gıcık bir havam vardı, mağazaya girerken.
Ama içerdeki emayeleri görünce, serin havam, yerini sıcak hava akımına kaptırdı. Emayelerin hepsini çok sevdim. Pastel tonlarında ve çok çeşit var.
Ben sadece şu yukarıda içinde elma olan, mint tabak ve aynı renk bardakla yetindim ama kasadaki kuyruk, "kucaklamış gidiyor" dercesine uzayıp gidiyordu. Yolunuz düşerse bir bakın. Henüz web sayfaları hazır değil. Online satış ve web için çalışmalar sürüyormuş.
"Boyanmış" olan konuya gelince, balkon masamızı hatırlarsınız. Koyu kahve renkteydi ve ben çok uzun zamandır beyaza boyamak için fırsat kolluyordum. Hazır izindeyken o işi de hallettik. Sıcakta biraz zor oldu, güneşin alnında epey bir zorlandık ama neticeye bakacaksın sonuçta.
Yine polisan ahşap mat beyaz boya, yine bir kat zımpara, 2 kat boya.
Hop, o kadar işin arasında, bir de şeftali kompostoları çıktı aradan. Kışlık, hazır şeftali bollaşmışken, 500 mlt suya, 3 yemek kaşığı şeker koyarak iyice kaynamasını bekleyip, meyveleri soymadan, kaynayan suya atıp, 1-2 dakika içinde kavanozlara pay ediyorsunuz. Bu yöntemle şeftaliler erimiyor, diri kalıyor açıncaya kadar. Sert olanlarını seçin, daha lezzetli oluyor. Şeker miktarı size kalmış, biz çok şeker sevmediğimiz için az koydum, bu tat bize iyi geliyor. Siz nasıl seviyorsanız öyle.
Hadi kalın sağlıcakla.
Kaçtım ben.