Perşembe, Ekim 30, 2014

Güzel bir gün








Hem bayram, hem tatil.
Hem Cumhuriyet sevinci, hem evde olmanın dayanılmaz coşkusu.
Kısa ama dolu-dolu.
Dışarda, kutlamalar, bayraklar, gururlanmalar, alkışlar, sahnede, gelecek için, yüreklere su serpen bir gençlik gösterisi.
Evde, hafiften soğuyan havaya müsait haller.
Sıcak çay, battaniye, dergiler, haftasonunu aratmayan uzun kahvaltı sofrası.
Sonbaharı ayrı, kışı ayrı, yazı, baharı ayrı güzel ülkemde, hep bayram çoşkusu içinde, nice 91 yıllara.
Kutlu olsun, sonsuz olsun.






Pazartesi, Ekim 27, 2014

Yumuşak dokunuşlar














En kısa zamanda, eski bir kürek sapını, ikea led ışıklandırmaları ile sarıyor-sarmalıyor, sonrasında salonun köşesine yerleştiriyorsunuz.
Sonrasında, hep birlikte aydınlanıyoruz, ışık saçıyoruz tamam mı:)
Bu kadar basit!
"Kalas" dediğimiz şey bile, gün gelir, ışık verir etrafına işte böyle.
Zorlaştırmadan, zora sokmadan, sadece, sade ve yaşamdan heyecan duyarak başlayın yeni güne.
Geyiklerim, keçilerim ve tilkilerim ile silvanya ormanından, mutlu haftalar:)






Cuma, Ekim 24, 2014

 Hayat bir EKO! Mutfakta DECO!
















Hayat bir EKO'ymuş. Öyle diyor şu an elimden bırakamadığım, okumadan uykuya dalamadığım kitap.
(İçimizdeki Şaman / Nil gün)
Sen ne verirsen, onu sana geri veriyor yani.
Hani bir hikaye var bilirsiniz;
Baba-oğul dağlarda yürüyormuş. Çocuk düşüp canı acıdığında,"aaaahhh" diye bağırmış. Karşı dağdan "aaaahhh" diye bağıran bir ses duymuş. Merakla bağırmış, küçük oğlan. "sen kimsin?"
Yanıt gelmiş karşıdaki dağdan, "sen kimsin?" Dağın yanıtına sinirlenen küçük çocuk, öfkeyle haykırmış:"Aptal." Dağdan ses gelmiş: "Aptal."
Oğlan babasına dönerek sormuş: "Neler oluyor baba?"
Baba gülümseyerek,"şimdi duyacağına dikkat et" demiş ve dağa dönerek bağırmış: "sana hayranım."
Dağ yanıtlamış: "sana hayranım."
Baba yeniden bağırmış: "Ne kadar tatlı bir çocuksun". Dağdan anında yanıt gelmiş: "Ne kadar tatlı bir çocuksun."
Baba, çocuğuna dönerek: "Aslında bu hayattır, söylediğin ve yaptığın herşeyi sana geri verir. Daha fazla sevgi istiyorsan, yüreğinde daha fazla sevgi yarat, başarı mı istiyorsun, başarılı insanları taktir et, hoşgörü istiyorsan, hoşgörülü ol. Huzur istiyorsan, önce affetmeyi öğren.
Hayat kendimizin yansımasıdır."demiş.

Bende, bu hikayeden aldığım netice ile, mutluluk vermek istiyorum, huzur vermek istiyorum sizlere fotoğraflarımla ve tüm kalbimle.
Artarak bulaşsın, eko yapsın, yayılsın diye.
Harikulade bir haftasonu,
Tek-tek hepinize, sevgilerimle.



Çarşamba, Ekim 22, 2014

Sonbahar Festivali












Doğada şu anda olanları, bu muazzam festivali, renk cümbüşünü kaçırmayın. 
Biletler "biletixte" değil, gözünüzün önünde. 
"Pek yakında" hiç değil, şu anda! 
Yer kalmamış, koltuklar dolmuş değil, herkese yetecek kadar, herkesin görebileceği mesafeden,  hemde Full HD.
Önünüzde "eğilir misiniz biraz, göremiyorum" diyeceğiniz ya da telefonu sürekli çalan insan evladıda yok.
"Başka bir arzunuz?" der gibi güneş şu aralar!
"Ekranı kapatma, uzun sürsün bu festival" deyin yeter, içinizden, yüreğinizden dileyin.
Tek bir yaprak kımıldarsa, ben artık blog-milog yazmıyorum arkadaş!
O kadar güveniyorum kendisine yani.
Dün yine beraberdikte, ondan bu kadar emin konuşuyorum, "peki, patlamış mısır ve battaniye" dedim, ne verirsen iki mislini ister insanoğlu genlerimi devreye sokarak:
"su salma, o kadar da değil" diye çıkışanda kendisidir, onuda söyliyeyim!




Pazartesi, Ekim 20, 2014

Kusursuzluk mu dedin? Unut gitsin!
(Wabi-Sabi)
















Eşyaları, nesneleri,  kusurları ile beğenmek, eksiklikleri ile sevmek hadisesi üzerine yapılandırılmış bir japon felsefesi wabi-sabi. 
Alçakgönüllük, mütevazilik, asimetri, gösterişsizlik.
Yamuk bir sandık, erimiş mumlar, kurumuş otlardan bir buket, çatlak bir vazo, eskimiş, boyaları atmış bir masa, kısaca kusurluyu sevmek, güzelliği gitmiş olanı, güzel görmek.
Mükemmelliyetçiliğin çağımızın hastalığı olduğunu varsayarsak, bu illetten kurtulmanın tek yolu, canlı-cansız tüm varlıkları, oldukları gibi, değiştirmeye çalışmadan kabul etmek olacak sanırım.
Gıcır gıcır italyan mobilyalar, laboratuvar havasında mutfaklar, gösterişli, lüks koltuklar wabi-sabi felsefesinde yer almıyor. Kullanılmış, yaşanmışlık etkisi olan, boyaları dökülmüş, eski görünümlü detaylar kapsama alanında.
İnsanlar için ise, estetik kaygılardan uzak yaşamak bir nevi. Ruhsal ve fiziksel olarak doğanın akışında olmak. Saçların beyazlamasına izin vermek mesela, yamuk olan burun kemiğinle dost olabilmek, çillerinle varolmak, büyük olan ayaklarını sevmek, kilonla barışık olmak gibi.
Sadeliği sadece eşyalarla sınırlandırmadan, ruhsal yolcuğumuzda da sade olanı, doğal olanı, kusurları ile kabul etmeyi becerebilmek aslolan. Güzel bakmak, güzel görmek.

Kusurlarımızla barışık olacağımız bir hafta dilerim hepimize.