Pazartesi, Ağustos 03, 2015

Ortanca Cenneti / Mutlu Anlar











Ortancalı fotoğraflarım henüz bitmedi. 
Ne kadar çok çekmişim bir bilseniz?
Nedeni, bu ara, elime fotoğraf makinesini aldığımda, evin içinde gördüğüm her yerde ortanca olduğu. 
Sağım, solum, önüm, arkam dolmuş, kurumuşları hiç saymıyorum.
Gözlerim ortanca ortanca bakar olmuş ve ben bunu çok seviyorum.
Bir de şu var bilir siniz; Fotoğrafı makine çeker ama esas gören gözdür.
Göz ne görüyorsa, makine onu çeker.
Lakin, göz'de bazen her şeyi görmüyor, önemli olan yüreğinle görmek.
Yüreğinle baktın mı özünü görürsün, 
Bir kere özünü gördün mü, 
gözünün gördüğüne bile inanmazsın!














Çarşamba, Temmuz 29, 2015

Kurutulmuş Ortancalardan Kapı Süsü / Hydrangea wreath











Çok gelişi-güzel yerleştirdim ortancaları aslında. Yaptıktan sonra, hani şöyle karşısına geçer bakarsın ya, o zaman, sanki "ortasını açık bıraksaydım, halka şeklinde daha mı güzel olurdu" diye düşündüm.
Olur da yapmak isterseniz, kuruttuğunuz ortancaları, tel bir halka etrafına, sıcak yapıştırıcı kullanarak dizebilirsiniz. Benim kullanmadığım bir soğutma telim vardı. Hani üzerinde kek, kurabiye havalandırılan. Onu kullandım ve ortancaları iple bağladım. Birisi sormuş, yaprakları dökülmüyor mu diye? Yaparken biraz döküldü tabi ama asınca bir şey kalmadı.
Önce mutfağa astım, sonra oradan aldım salona taktım.
Oda-oda gezicilerden bu da, anlaşıldı.





Pazartesi, Temmuz 27, 2015

Doğal Dokular














Toprak tonlarından, bejden, beyazdan, hayvan figürlü yastıklardan, sepetlerden, gerçek çiçeklerden ve taştan-topraktan ilham alanlar,
İyi ve güzel bir hafta dilerim.
















Cuma, Temmuz 24, 2015

Deniz Havası











Tatil sonrası en çok ihtiyaç duyulan şey, yeni bir tatilmiş:)
Hiç tatili bitmeyen var mı aramızda, yok di mi? yoktur, yoktur! yani, öyle umut ediyorum:)
E, o zaman gelin, tatili, denizi evlerimize taşıyalım. 
En azından, sonbahar gelene kadar, hani kapı-pencere kapanmadan, tatili, denizi hatırlatan ne varsa, koyverin gitsin evin her bir köşesine.
Ben  getirdiğim taşları kavanoza koydum, topladığımız kabukları balkona tel geçirip astım, bir de tahta buldum ki taşıması en zoru buydu, havaalanında x-ray de komik hallere düşüyorsunuz bunları getirirken ayrı tabi, değer boşverin. 
Eviniz deniz koksun, tatil odalara dolsun diyip, yazdığınız tüm mesajlar için tek tek teşekkür ederim. 
Okuyorum ama cevap yazamıyorum bu ara.
Kusura bakmadan, kalın sağlıcakla!








Çarşamba, Temmuz 22, 2015

Eski Sandık Avcıları












Hepimiz artık eski meyve kasalarının peşindeyiz değil mi?
FBI ajanı gibi olduk bu konuda.
Manavdan bir şey alırken, önce arka tarafa doğru bir göz gezdirmeyenimiz neredeyse kalmadı. Hani atık durumda, boş bir sandık görürsek, ürün indirime girmiş de kapanın elinde kalacakmış havasında deparlanıyoruz ileri doğru.
Çünkü sandık bu.
İster gazetelik yap, ister  kuyruklu dostuna yatak, ister sehpa, istersen kütüphane. Mutfakta kullanmışlığımda var mesela bu sandığı, tezgahın üzerinde.
Geçen dedim Mete'ye şunu alayım yatak odasına, sen yapar mısın ortasına bir raf hayrına?
Dedi hay hay!
Ben ayakları takarken, o da rafı ayarladı.
Şansa bak ki bizim konsollardan tam raflık bir parça artmış aynı renk ve ölçüde.
Taktık ortasına.
Oldu sana kaçak katlı bir villa:)

Bu arada fotoğrafları yüklerken, 25 yıldır hayat arkadaşım, artık bir "organım" gibi olan eşim, dostum, arkadaşım, yanında en rahat ettiğim, Meteciğimin saçlarının ne kadar beyazlamış olduğunu fark ettim fotoğraflarda. 
Yıllar ne kadar çabuk geçiyor dedim içimden, ben 17, Mete 24 yaşındaydı tanıştığımızda.
Bende beyazladım tabi, o da fark etmemiştir ama.
Biz hiç bakmayız çünkü, saçımızın akına, düşen göz kapaklarımıza, alnımızın ortasında otoyol gibi duran çizgilerimize.
Daha çok gurur verir her biri ve daha da güzel gelir, değerlidir yaşanmışlığın izleri.
İnsanlar yaşlanmalıdır, doğal süreç budur, durdurmaya çalıştıkça komik durumlara düşer insan. Aynı zayıflama hapları gibi, kilonla birlikte, yaşamınıda alır götürür bu genç kalma ihtirası.
Sandık dedim, yatak başına dedim, oldu dedim,
Hey Allahım yine nerelere geldim:)





















Pazartesi, Temmuz 20, 2015

Tatil Özeti













Tatildeysen, denizin iyotu, çamların kokusuna karışıp oksijenden burnun yanabilir.
 Güneş, bin koruma faktöre rağmen yüzünde lekeler bırakıp, dalmaçyalı halini de sevdirebilir. Gün boyu yüzmekten kolların kas yaparken, gülmekten de karın kasların ağrıyabilir.
Sabahın en erken saatinde yürürsen, kumsalda yuvalarından denize ulaşmaya çalışan yengeçler, az kaldı ayağından bir öpücük alabilir. Olmadı, sen üstüne basmayayım diye, kuğu gölü balesi de yapabilirsin.
Şınorkelin gevşeyen lastiğinden denizin dibinde yüzüne, gözüne su kaçabilir, şişen balık, alanına girdin diye, seni sahile kadar kovalayada bilir.
Hepsi tamam.
Başım üstüne.
Ama şu  EV dedikleri yer, nasıl bir sır saklıyorsa yüreğinde,
bir çıktın mı, geri dönmek için gün sayar bulursun kendini, cenneti bulduğunu sandığın yerde bile.

Not: Şair, burada tatil sonrası eve dönüş, oda-oda geziş ve memlekete gelipte toprağını öpen gurbetçi misali parkelerle arasında oluşan yakın mesafeyi ifade etmek istiyor. 
Lütfen alıcılarınızla oynamayınız!
Şaka!
Oynayın tabi.
Alıcı dediğin nedir ki, yengeçten sevimli mi sanki?

Mutlu haftalar:)